Ýstanbul Boðazý’nýn misafirperver feneri

Ýstanbul Boðazý’nýn misafirperver feneri

Avrupa’nýn son köyündeki fener, asýrlardan beri ayný tepede, Karadeniz’den gelen gemicilere yol gösteriyor. Gemileri yutmaya çalýþan çarpýþan kayalarý aydýnlatýyor, kralýn
11/02/2012, 14:00
Okunma: 1518
0 Yorum
Rumeli feneri, boðaziçi

Ýstanbul Boðazý’nýn misafirperver feneri

Avrupa’nýn son köyündeki fener, asýrlardan beri ayný tepede, Karadeniz’den gelen gemicilere yol gösteriyor.

Gemileri yutmaya çalýþan çarpýþan kayalarý aydýnlatýyor, kralýn sofrasýndan yemek çalan dev kuþlarýn anlatýldýðý efsanelere göz kýrpýyor. Ýstanbul’da karýn yollarý kapattýðý bir hafta sonunda, Rumeli Feneri’ne gidip Karadeniz’in Boðaziçi’yle kucaklaþmasýný seyrettim.Karakýþ bütün programýmý alt üst etti. Yazacak konum tükenmiþti. Bir acele otomobilime atlayýp yazacak konu peþine düþtüm. Meðer karakýþ yola çýkmamý beklermiþ. Kuzeye gitmeye çalýþtým olmadý. Güneye döneyim dedim onu da beceremedim. Batýya giderken yolumu Balkanlardan gelen fýrtýna bulutlarý kesti. Doðuya ise fazla ilerleyemedim. Kar daha yolun baþýnda iþimi bozdu.

Anlayacaðýnýz zemheriye yenildim. Döndüm dolaþtým, birkaç günü kar altýnda geçirdikten sonra tekrar Ýstanbul’a döndüm.

Kar esareti bir yandan hoþuma gitti, bir yandan canýmý sýktý. Zorunlu ev oturmasýnda, uzun zamandan beri ertelediðim iþleri tamamladým. Ama bir süre sonra afakanlar bastý ve kara, buza aldýrmadan kendimi Ýstanbul yollarýna attým. Niyetim, daralan ruhumu bulutlara bindirip baskýsýndan kurtulmaktý.

Yollar bomboþtu. Kar korkaklarý, Ýstanbul’u bana terk etmiþti. Kar, buz, su, çamur deryasýný aþýp Sarýyer’e indim. Rumeli Kavaðý’na doðru giderken, önünden geçtiðim tarihi börekçinin vitrinindekileri görmemek için baþýmý çevirdim. Yoksa dayanamaz, yolluk bahanesiyle biraz kýymalý, biraz ýspanaklýyý mutlaka paket yaptýrýrdým. Yutkunup, yoluma devam ettim.

Telli Baba’yý geçtikten sonraki düzlükte durup, manzaraya göz attým. Bu yoldan ne zaman geçsem veya yurt dýþýndan ne zaman bir konuðum gelse, mutlaka bu tepeye getirip, muhteþem manzarayý seyrettiririm.

BÜYÜK KAVUÞMA

O gün Boðaziçi’nin sularý turkuvaza boyanmýþtý. Karayele raðmen Karadeniz öfkesizdi. Karþý tepede, Bizanslýlarýn yaptýðý, Cenevizlilerin ele geçirdiði Yoroz Kalesi’nin yýkýk dökük surlarý görünüyordu. Bu kartal yuvasý benzeri kalenin eteklerindeki Anadolu Kavaðý karlar altýndaydý. Ýskeleye baðlanmýþ balýkçý motorlarýnýn üstünde dönüp duran martýlara bakarken, oradaki balýk lokantalarýný düþündüm. Yýllarca o masalarda oturup, yaþamýn tadýna bakmýþtým.

Elimi rüzgarýn uðultusuna siper edip, Karadeniz’in bir heyecan Boðazla kucaklaþan sularýný seyrettim. Baktýkça heyecanlanmalarýna hak verdim. Çünkü onlar, Boðaz’dan kývrým kývrým akýp, dünya denizlerine kavuþacaklardý. Bütün bunlarýn bir kez daha fotoðrafýný çekip (kaçýncý kez), yoluma devam ettim. Yokuþun baþýna geldiðimde, önce küçük limana sýðýnmýþ balýkçý teknelerini gördüm. Aðlarýn üstü karla kaplanmýþ, denizden gelecek balýk haberini beliyorlardý. Kavaklý balýkçýlarý karýn, fýrtýnanýn korkutamayacaðýný biliyordum. Yeter ki aðlarýný dolduracak balýðýn kokusunu alsýnlardý.

Bacalarýndan buram buram ýzgara balýk kokusu tüten lokantalarda kimsecikler yoktu. Kavak, kendi kendine kalmýþtý. Bir ara bu yalnýzlýðýn tadýný çýkarmak geçti içimden. Ama hemen vazgeçtim. Þeytana uymadým. Balýðýn yanýna mutlaka bir “tek” isteyeceðimi biliyordum. Her ne kadar otomobilime güvensem de, buzlu yokuþlar gözümü korkutuyordu. Yutkunarak, “Kilyos, Rumeli Feneri” tabelasýndan sapýp, Avrupa’nýn son köyüne doðru yola koyuldum.

BÜYÜKÇE BÝR IRMAK

Kývrýla kývrýla týrmanan buzlu yolu aþtým. Tepeye varýnca, ormanlarýn arasýndan uzanan çukurlu, çamurlu yola sapýp, telaþsýz ilerlemeyi sürdürdüm. Bu yoldan geçen baharda da geçmiþtim. Görüntü yemyeþildi, ormanýn derinliklerinden bahar cývýltýlarý geliyordu. Þimdi beyaz karla örtülü aðaçlar, hiç ses vermeden baharý bekliyordu.
Aracý durdurup, ormanlarýn arasýndaki bir aralýktan Boðaziçi’ni seyrettim. Kýþýn solgun güneþi altýnda altýn altýn akýp gidiyordu.

Dallarý karlý sedirlerin arasýndan, büyükçe bir ýrmaðý andýrýyordu. Onu hiç böyle güzel görmemiþtim. Rumeli Feneri’ne gelmeden önce Garipçe köyüne uðradým. Ýstanbul’un bütün yollarý buz altýndayken, köye inen asfalt yol kupkuruydu. Garipsedim. Sahile varmadan önümü yeþil bir cami kesti. Asýrlýk çýnarýn yaslandýðý 60 yýllýk bir camiydi. Onu geçince denizi gördüm. Boðaziçi, son girintilerinden birini burada yapmýþ, balýkçýlara Karadeniz’in öfkeli dalgalarýndan korunmalarý için barýnak armaðan etmiþti.

Kýyýda birkaç metruk ahþap ev vardý. Meyhane, güzel günlere kadar kapanmýþtý. Birkaç balýkçý kýyýda að düzeltiyordu. Martýlar karþý kýyýda, sessiz ve umutsuz bir bekleyiþ içindeydi. Bir sonraki teknenin yolunu gözlüyorlardý. Buraya Garipçe adýnýn, çarpýk çurpuk topografyasý yüzünden verildiði öne sürülüyordu. Rönesans döneminde yaþayan Fransýz bilgini Petrus Gyllius, buranýn Argonotlarýn Boðaziçi üzerindeki yolculuklarýna son verdikleri Gyropolis (Akbabalar köyü) olduðunu belirtiyordu. Ona göre Karadeniz’den kopup gelen fýrtýna, Boðaz’ýn hiçbir yerinde buradaki kadar hýzlý esmiyordu.

KRAL AÇ KALINCA

Gyropolis adýnýn, Kral Phineus ile Harpyalar mitinden kaynaklandýðýný belirten John Freely ise “Türkiye Uygarlýklar Rehberi”nde bu efsaneyi þöyle anlatýyordu: “Harpya denen kanatlý yaratýklar kralýn yemeklerini çalýp, masasýný kirletiyordu. Öyle ki, kral açlýk sýnýrýna gelmiþti. Nihayet Argonotlar buraya gelince, kuzey rüzgarý tanrýsý Boreas’ýn kanatlý oðullarý Zetes ve Kalais, Harpyalarý uzaklaþtýrarak kralý kurtardý.

Ayný zamanda kahin olan kral Phineus da duyduðu minnet karþýlýðýnda Argonotlara, Symlegadlar’dan yani Boðaz giriþindeki çarpýþan korkunç kayalardan nasýl geçmeleri gerektiðini anlattý. Phineus Argonotlara, önleri sýra bir güvercin uçurmalarýný söyledi. Eðer kuþ kayalýklara yakalanýrsa onlar da yolculuktan vazgeçmeliydi. Ama güvercin sað salim geçerse, kayalarýn bir kez daha açýlmasýný bekleyip, var güçleriyle küreklere asýlmalýydýlar. Argonotlar kralýn dediðini yaptý. Kayalar güvercinin sadece birkaç kuyruk tüyünü yakaladý. Argonotlar da çarpýþan kayalýklarýn arasýndan geçerken sadece Argo’nun kýçý biraz hasar gördü.”

Efsaneleri, çarpýþan kayalarý, dev kuþlarý, krallarý Garipçe’nin sahilinde býrakýp, 150 numaralý belediye otobüsünün peþinden, Avrupa’nýn son köyü olan Rumeli Feneri’ne doðru týrmanmaya baþladým. Köyün yollarý buzla kaplanmýþtý. Önce sola dönüp, yokuþtan sahile doðru indim. Evlerinin önünde kar küreyen kadýnlarýn arasýndan geçip, feneri karþýdan gören tepede durdum. Yüzümü Karadeniz’e döndürüp, Kýrým’dan kopup gelen soðuk kuzey rüzgarýný kokladým. Ýki burun arasýnda að býrakan balýkçý teknesini seyrettim. Sonra, Osmanlýnýn hizmetine girmiþ bir Rum mühendisi tarafýndan 1769’da inþa edilmiþ hisarýn kalýntýlarýný siper edip, sert ve soðuk rüzgarýn öfkesinden korundum.

Köyün bu günkü görüntüsü, geçmiþin süslü efsaneleriyle uyum saðlamýyordu. Ýstanbul’un kuzeyli köyü, birbirine benzemeyen ve hiçbir estetik kaygý taþýmayan çirkin binalar tarafýndan iþgal edilmiþti. Avrupa’nýn bu son köyünde, deniz fenerinin çaðrýþtýrdýðý hiçbir romantizmi bulamadým. Dönüþ yoluna geçtiðimde yaðýþ tipiye döndü. Efsaneler, geçmiþin öyküleri Karadeniz’den kopup gelen karýn altýna gizlendi.(Bu gezinin ulaþým sponsoru Mercedes-Benz Türk AÞ. ’dir.)

HÝSAR, KAZAK YAÐMACILARI DURDURMAK ÝÇÝN YAPILMIÞTI

Rumeli Feneri’ndeki hisarýn önemini daha iyi kavrayabilmek için, her zamanki gibi Evliya Çelebi’nin satýrlarýna sýðýndým. Çelebiye göre bu hisar Karadeniz’den gelip, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere ve Sarýyer kasabalarýný yaðmalayan Kazak kafirlerine karþý IV. Murad Han tarafýndan yaptýrýlmýþtý. Þimdi sadece yýkýk dökük bir duvarý kalan hisarýn, o zamanlar Kýbleye bakan demir bir kapýsý vardý. Kalenin içinde 60 asker evi, Sultan Murat’ýn bir camii, iki buðday ambarý, cephanesi, 100 adet küçük ve büyük boy topu, dizdarý ve 300 askeri bulunuyordu. Kalenin karþýsýnda, yüksek bir yerde duran fenerde her gece yunus balýðý yaðý yakýlýrdý. Karadeniz’den gelen gemiler onun ýþýðýna bakarak Ýstanbul Boðazý’na girerler ve geçiþ sadakasýný verirlerdi.

Yýkýk duvarlarýnýn ardýna sýðýndýðým hisar ve karlar altýndaki tepe, þimdi sessiz, soluksuz ve iþlevsiz yerli yerinde duruyordu. Karþý tepedeki fener ise aradan geçen onca asýra karþý, hâlâ Karadeniz’den gelen denizcilere yol göstermeyi sürdürüyordu.


Mehmet Yaþin / Hürriyet Seyahat
Etiketler :
Rumeli feneri, boðaziçi,
HABER ÝLE ÝLGÝLÝ
Henüz yorum yok, ilk yorumu siz yapýn.
YAZARLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
ARÞÝV
ANKET
Lojistik Sektörü Yeterince Biliniyor Mu?
  • Evet
  • Hay?r
  • Fikrim Yok!

Site Haritasݱ RSS Beslemeleri