Reklam
Reklam
SÜLEYMAN SAVAŞ

SÜLEYMAN SAVAŞ


Gecikmiş bir yazı…

14 Temmuz 2011 - 12:40

Bir yaz sabahı…
Güneş doğudan pırıl pırıl yükseliyor gökyüzünün açık maviliğine…
Düşünüyorum da, böyle günler hep mutluluğu mu anımsatır yüreklerde?
Yoksa güneşli günlerin sabahında bile hüzün var mıdır?

Bu gün babamın yıllar önce çekilen solmuş fotoğraflarına bakıyorum.
Aslında her elime aldığımda aşağı yukarı aynı şeyleri anımsayıp düşünüyorum ama bu  gün farklı.
Bu gün “Babalar Günü”.


Babamla aramada hep bir mesafe vardı, hiç yakın olamadım.
Onu çok sevdim ama bunu asla gösteremedim.
O da gösteremedi.
Biliyordum, beni çok severdi, ama o da benim gibi sevgisini göstermeyi beceremiyordu…
Babam çok nadir gülümserdi.
Ama arada sırada gülümsediğinde yüz hatları öylesine değişir , öylesine güzelleşir ve yüzüne öylesine güzel bir sıcaklık otururdu ki  bir anda dünyanın en sevecen insanı oluverirdi. Fotoğraflarına her baktığımda, neden babamın bu anını yakalayamadım, diye hep üzüntü duyarım.
Yetkin, itibarlı, güçlü bütün babalar gibi benim babam da sert ama fedakardı . Aslında çocukları ile övünmek sürekli hayalinde olmasına rağmen, hayallerini içinde hapsettiği için sert görünürdü. Ya da bana öyle gelirdi..
Babamı nasıl anlatsam ki?
Anadolu’nun ücra bir köyünde, daha küçücük bir çocukken kendi kendine okuma yazma öğrenen, mesleki kurslara giderek meslek edinen ve üç çocuğunu da okutabilmek için gecesini gündüzüne katan, bütün yaşamını onların büyümesi, yetinmesi, mutlu olmasına adayan,
Geçim derdine, yaşam koşullarına, hastalıklara meydan okuyarak her güçlüğü geçmeye çalışan,
Saatler boyunca sıkılmadan torunlarının ayaklarına masaj yapan,
Keyiflendiğinde “Getirin rakımı” diyen…
Özel bir babaydı benim Babam, tüm babalar gibi…

Bir gün beni çağırdı.
Gülümseyerek gittim yanına.
Sesi hüzünlüydü. Sesindeki hüzün o kadar gerçekçiydi ki, beni de anında etkiledi.
Gülümsememin yerini buruk bir duygu aldı.
Meraklı bir bekleyiş içindeyken
 “Hakkını helal et!..” deyiverdi.
Çok şaşırdım.
Kendisi üzerinde hiç emeğim yoktu ki, hakkım olsun.
Gördüğü iyiliğin boyutu ve anlamı önemli değildi onun için. Hayatına karışmış herkes ile helalleşmek istiyordu.
Ben utanarak;
“Estağfurullah baba, bir katkım olduysa binlerce kez helal olsun. Asıl senin benim üzerindeki inanılmaz emeğin var ” derken,
“Helalı hoş olsun oğlum” dedi…
Babamın bu hüzünlü vedalaşması birden beni de içine aldı.
Ne yapmam, ne söylemem gerektiğini bilemeden öylece kalakaldım.

Babam çok hastaydı.
Yıllarca sarılıp öpemediğim sevgimi göstermeyi beceremediğim babam artık aramızdan ayrılıyordu…
Ona sarılıp öpmem işte bu son günlerinde gerçekleşti.
Gülümsemişti…
Yüz hatları değişmiş  ve yüzüne öylesine güzel bir sıcaklık oturmuştu ki,
bir anda dünyanın en sevecen insanı oluvermişti…
Meğer ne kadar sıcak, huzur dolu ne kadar güzel bir duyguymuş bu.
Neden daha önceden bunu beceremedim ki ?
Yapamamıştım işte…
Şimdi düşünüyorum da; Babama bu güne dek söyleyemediğim ne çok şey varmış içimde.

Onu kaybettiğimde sırtımı dayadığım dağ devrildi ve ben altında kaldım sanki.
Ne yazık ki, bir daha ne o dağ olacaktı, ne de ben yaslanabilecektim.
Yapayalnız kalmışlık duygusu, telaş, hüzün, acı, hepsini birden yaşıyordum.
Ben ne yapacaktım şimdi!..
Çocukken, anneme babama inşallah ben büyüyene kadar bir şey olmaz, o zaman daha kolay katlanırım derdim kendi kendime.
Ne kadar yanılmışım.
Şunu anladım ki, baba kaybetmenin yaşı yokmuş…
Sevdiğiniz bir insanla neler yaşadığınızı, neleri paylaştığınızı yaşarken tam olarak algılayamamak insanın doğasında olan bir özellik her halde.
Yaşananların –iyi veya kötü- neler olduğunu anlayabilmek için o insanı kaybetmek, kimi zaman geç kalınmış bir kavrayışa neden oluyormuş.

Yıllarca her elime aldığımda anılarımı tazeleyen bu fotoğrafları tekrar yerlerine koyarken, susturmuştum yüreğimde her şeyi;
anıları, düşündürdüklerini, çağrıştırdıklarını…

Şimdi  keşke bir şansım daha olsaydı diyorum.
Diyorum ama dilim bunu söylerken kalbim diyor ki;
Yapamadıkların için göz yaşı dökme, keşkelerin bu güne hiç bir faydası olamaz…

Tüm babaların geçmiş de olsa “Babalar Günü” kutlu olsun.

Bu yazı 1472defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
denizhaber.com