Reklam
Reklam
Reklam
ALİ KURUMAHMUT

ALİ KURUMAHMUT

Deniz Hukuku

DOĞU AKDENİZ'DE SAKLI KALMIŞ EGEMENLİK UYUŞMAZLIĞI KARAADA (RO), MEİS VE FENER ADASI (İPSİLİ)

12 Eylül 2020 - 16:46

DOĞU AKDENİZ’DE SAKLI KALMIŞ EGEMENLİK UYUŞMAZLIĞI
KARAADA (RO), MEİS VE FENER ADASI (İPSİLİ)

Coğrafi Jeolojik ve Morfolojik Konum

Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye'nin doğal uzantısı üzerinde ve kıyıya yakın bölgelerde çok sayıda ada, adacık ve kayalık yer almaktadır. Aşağıda sunulan haritada görüleceği üzere, Kaş/Antalya bölgesinde ve kıyının hemen karşısında yer alan Karaada, Meis ve Fener Adası bu nitelikte olup müstakil adalar arasında yer almaktadır. Fener Adası'nın Anadolu kıyısına mesafesi 3.300 metre, üzerindeki Türkiye egemenliği tartışmasız olan Sarıada'ya mesafesi 1.900 metre, Meis Adası'na mesafesi ise 3.700 metredir. Fener Adası ile Meis Adası arasındaki derinlikler, Fener Adası ile Anadolu sahili arasındaki derinliklerden daha fazladır. Benzer bir durum Meis'e mesafesi 5.200 metre olan Karaada için de söz konusudur. Karaada, Meis Adası'ndan jeolojik ve jeomorfolojik olarak ayrılmış olup Meis gibi müstakil bir adadır. Karaada'nın Anadolu sahiline mesafesi 5.350 metre, tartışmasız Türk egemenliğindeki adalardan biri olan Gürmenli'ye mesafesi ise 4.200 metredir. Anadolu kıyısına mesafesi 1.950 metre olan Meis Adası gibi Karaada ve Fener Adası da Anadolu'nun doğal uzantısı üzerindedirler.

Ülke Devrine İlişkin Temel Kural

Ülke devri, bir devletin belirli bir ülke alanı üzerinde sahip olduğu egemenlik haklarını, diğer bir devlete, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş bir andlaşma ile nakletmesi işlemidir. Devir, ilgili iki tarafın bu yoldaki iradelerini açıkça saptayan ve devredilen ülke kesimini tayin, tarif ve tavsif eden kuşkuya yer vermeyen bir andlaşma ile olmalıdır. Bu gereklilik, bir ülke üzerindeki egemenliğin kime ait olduğunun tereddüde tahammülü olmamasından kaynaklanmaktadır(1) . Devir işleminin devir andlaşmasından başka diğer bir unsuru da, işlemin tamamlanmasının gerçekleştirilmiş bulunmasına bağlı olup olmadığı tartışmalı olmakla beraber, devralan devletin devredilen ülke üzerinde fiilen egemenliğini kurmasıdır(2) . Usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş andlaşma ve egemenliğin fiilen tesis edilmiş olması şartlarının birlikte gerçekleştirilmiş olmaması durumunda, devrin sadece andlaşma ile gerçekleştirilmiş olmasının yeterli sayılması gerektiği konusundaki görüş, uluslararası hukukçular arasında baskın görüş olarak kabul edilmektedir. 

4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi, Meis Adası'na tâbi/bitişik çok sayıda adacık ile Karaada ve Fener Adası'nın egemenliğini İtalya'ya devretmiştir. Sözleşmenin 10 Mayıs 1933'te yürürlüğe girmesi ile ülke devrinin esas unsuru olan devir andlaşması tamamlanmıştır. İtalya, Karaada ve Fener Adası ile diğer bazı adacıklar üzerinde egemenlik tasarruflarında bulunarak fiilen egemenlik tesis etmediğinden, tartışmalı da olsa devir işleminin tam olarak gerçekleşmemiş olduğunu söyleyebiliriz.

Yunanistan'ın Kasım 1995'teki İskân Uygulaması

Ege Denizi'nde ve Doğu Akdeniz'de yeni oldubittiler yaratarak, ilgili andlaşmalarla egemenliği kendisine devredilmemiş bazı ıssız ada ve adacıklarda fiilî bir durum oluşturma gayretleri içerisinde olan Yunanistan'ın, Kasım 1995'te iskâna açmayı planladığı 11 ada ve adacıktan Karaada, Fener Adası ve Gavdopula (3)  Doğu Akdeniz'de yer almaktadır. Bahse konu uygulama ile Yunanistan; siyasi, ekonomik ve sosyal alanda egemenlik gösterisi niteliğindeki faaliyetlerle fiilî bir durum yaratarak, ada ve adacıkların statülerini kendi lehine değiştirmeyi amaçlamıştır. Bahse konu gayri meskûn ada ve adacıkların iskâna açılması, Yunanistan'a deniz hukuku çerçevesinde herhangi bir ilave menfaat sağlamamaktadır. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre bütün ada, adacık ve kayalıkların (4)  karasuları zaten vardır. Ayrıca, insanların yaşamasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıklar hariç, diğer ada, adacık ve kayalıkların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeleri bulunmaktadır . Ada ve adacıkları iskâna açmak, bunlara yeni deniz yetki alanları kazandırmamaktadır. İskân uygulamasının Yunanistan'a doğrudan bir hak sağlamayacağı aşikârdır. Yunanistan'ın, iskâna açmayı planladığı ada ve adacıkların egemenliklerinde ciddi tereddütleri olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, âkit devletlerden biri olmasa da Türkiye'nin, 10 Şubat 1947 tarihli Paris İtalyan Barış Andlaşması'nın lehine doğurduğu sonuçlardan ve bu bağlamda Lozan Barış Andlaşması’nın 16'ncı maddesinden kaynaklanan haklarından habersiz olduğu düşünülerek Yunanistan tarafından değerlendirilmiş olabileceği kuvvetle muhtemeldir.

Meis Adası gibi Anadolu'nun güney kıyılarının doğal uzantısı üzerinde olan ve Anadolu kıyılarının hemen karşısında bulunan Karaada ve Fener Adası'nın iskâna açılmasının, Doğu Akdeniz'de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılmasında Yunanistan lehine herhangi bir etkisinin olmaması gerekir. Ancak, Meis Adası ve bitişik adacıklarının yanında Karaada ve Fener Adası'nın da Yunanistan egemenliğinde olması ve bahse konu adalara karasuları dışında deniz yetki alanları tanınması durumunda, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılmasında Türkiye'nin pozisyonu zayıflayabilecek ve aynı ölçüde Yunanistan'ın pozisyonu kuvvetlenebilecektir. Bu adaların, Ege Denizi'ni güneyden çevreleyen Rodos, Kerpe, Kaşot ve Girit adalarının güney kıyıları ile birlikte değerlendirilmesi durumunda Yunanistan, Doğu Akdeniz'de önemli avantajlar elde edebilecektir.

 

Karaada üzerinde daha kuvvetli olmakla birlikte, Türkiye'nin Fener Adası ve Karaada'ya yönelik egemenlik pozisyonu, Ege'de egemenliği andlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş gayrimeskûn ada, adacık ve kayalıklar kadar kuvvetli değildir. Bununla birlikte, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının paylaşımı mücadelesinde Türkiye inisiyatif kaybeder, gelişmeler Türkiye aleyhine bir seyir izler ve yapılacak ikili ve/veya çok taraflı müzakerelerde Meis'e önem atfedilirse; Türkiye, Karaada ve Fener Adası üzerindeki egemenlik iddiasını gündeme getirecek şekilde hazırlıklarını tamamlamış olmalıdır. Bu bağlamda, alternatif hareket tarzlarını içeren eylem planlarını Yunanistan'a karşı kullanmada tereddüt etmemelidir. Karaada ve Fener Adası'nın Türkiye'nin egemenliğinde kalması durumunda, Doğu Akdeniz'de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin paylaşımında Meis Adası'nın herhangi bir etkisinin olabileceğini söylemenin ve iddia etmenin mantıklı bir hukuki izahı olamayacaktır.

 Karaada ve Fener Adası'nın Tartışmalı Hukuki Statüsü

Ege Denizi’nde Menteşe Adaları bölgesinde ismen sayılan 13 ada ve tâbi adacıkları ile Meis Adası'nın egemenliğini İtalya'ya devreden 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması'nın 15'inci maddesinde, Meis Adası'nın tâbi adacıkları egemenlik devri kapsamına alınmamıştır. Tâbi adacık(6)  kavramının yorumlanması ve somutlaştırılmasında tarihî, coğrafi, jeolojik ve jeomorfolojik veriler ile hukuki kriterler önemli olduğu kadar sosyal, ekonomik ve güvenlik kriterleri, bölgenin fauna ve florasına ilişkin veriler de ön plana çıkmaktadır. Sadece jeolojik ve jeomorfolojik kriterleri kullanarak ve Anadolu'nun coğrafi ve jeolojik etkisini dikkate almadan Meis bölgesini incelediğimizde; Meis Adası'na tâbi bir kısım adacıklar ile tâbi adacık olarak mütalâa edilebilecek çok sayıda kayalığın var olduğunu görürüz. Bu adacık ve kayalıklar Lozan'ın 15'inci maddesiyle İtalya'ya devredilmemiştir. Bölgede bulunan diğer iki müstakil ada olan Karaada ve Fener Adası da Lozan'da egemenlik devrine konu olmamıştır. 

Paris Barış Andlaşması'nın 14'üncü maddesinin birinci fıkrası ile Meis Adası'na bitişik adacıklar da İtalya tarafından Yunanistan'a devredilmiştir. Burada ilk bakışta, Paris Barış Andlaşması'nın 14'üncü maddesinin Lozan'ın 15'inci maddesini genişleterek Türkiye aleyhine yükümlülükler yarattığı görülebilir. Böyle bir durumun Türkiye'nin açık rızasıyla olabileceği uluslararası hukukun tartışmasız bir kuralıdır. Türkiye, Paris Barış Andlaşması'nın âkit devletleri arasında olmadığından bu rızanın söz konusu bölgede olamayacağı aşikârdır. Ancak, 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi ile Meis'e tâbi olarak kabul edilebilecek çok sayıda adacık ve kayalık ile Karaada ve Fener Adası üzerindeki İtalyan egemenliği Türkiye tarafından tanınmıştır. Bununla beraber Meis ve bitişik adacıkları Yunanistan'a devredilirken 4 Ocak 1932 tarihli Sözleşmeye herhangi bir atıf yapılmamış; diplomatik yoldan veya başka bir kanalla Türkiye'nin konuya ilişkin rızası alınmamıştır. 

Meis-Kaş bölgesinde bulunan ve Meis'e bitişik olmayan ada, adacık ve kayalıkların egemenlik durumlarının aydınlatılması gerekmektedir. Bu amaçla iki aşamalı hareket tarzının uygun bir yaklaşım olacağı kanaatindeyim. 

Birinci aşamada öncelikle, 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile İtalya'ya devredilmemiş olup Meis'in bitişik adacığı olarak kabul edilebilecek ülke kesimlerinin, adacık ve kayalıkların, mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır. Bölgede bu nitelikte olan adacık ve kayalık yoktur. İkinci olarak, Sözleşmenin İtalya'ya devrettiği ada ve adacıklardan bitişiklik kriteri kapsamında mütalaa edilemeyecek olanların tespit edilmesi gerekmektedir. Yukarıda etraflıca sunulan coğrafi, jeolojik ve jeomorfolojik veriler, Karaada ve Fener Adası'nın bu nitelikte olduğunu göstermektedir. Bu iki adanın Meis’e bitişik olmadığının tespiti aşamasından sonra, bu adaların Paris İtalyan Barış Andlaşması sonrasındaki ülkesel statülerinin belirlenmesi aşamasına geçilecektir.

İkinci aşamada, iki uluslararası düzenlemeye başvurulacaktır. Bunlar, Lozan Barış Andlaşması ile devletlerin andlaşmalara ardıllığı (halefiyeti) hakkındaki 23 Ağustos 1978 tarihli Viyana Sözleşmesi'dir. Lozan Barış Andlaşması'nın özel hükümlerini yok kabul edip, sadece 1978 tarihli Viyana Sözleşmesi'nin genel nitelikli hükümleri çerçevesinde konuyu incelediğimizde varabileceğimiz sonuç açıktır. Selef devlet olan İtalya'nın 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile elde etmiş olduğu haklar, yani İtalya’ya devredilmiş olan ada, adacık ve kayalıklar, halef devlet olan Yunanistan'a geçmektedir. Uluslararası hukukun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde yapılmış ve yürürlüğe girmiş olan 4 Ocak 1932 Sözleşmesi kapsamında Yunanistan İtalya'nın yerini almıştır. Dolayısıyla Meis bölgesindeki ülkesel statü bu Sözleşme ile tespit edilmiş olup Meis'e bitişik adacıkların ayrıca belirlenmesine gerek kalmayacaktır. Ancak, bu defa karşımıza Paris Barış Andlaşması'nın 43'üncü maddesi ile Lozan Barış Andlaşması'nın 16'ncı maddesi çıkmaktadır. 

Paris Barış Andlaşması'nın 43'üncü maddesi "İtalya 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Andlaşması'nın 16'ncı maddesi gereğince sahip olabileceği bütün hak ve yükümlülüklerden vazgeçer." hükmünü düzenlemektedir. İtalya'nın 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile egemenliğini devraldığı Karaada ve Fener Adası, Meis'e bitişik adacık olmamaları nedeniyle Paris Barış Andlaşması'nın 14'üncü maddesi ile Yunanistan'a devredilmemiştir. Bu iki ada Andlaşma’nın 43'üncü maddesinin konusunu oluşturmaktadır. Buna göre İtalya, bu iki ada üzerindeki egemenlik haklarından ve menfaatlerinden yararlanıcısını belirtmeksizin vazgeçmiş olmaktadır. O zaman bunlar ya sahipsiz ülke statüsüne girecek, ya da ilk sahibi olan Türkiye'ye dönecektir. Bu belirsizliği aydınlatacak olan düzenleme, derin hukuki tartışmaların yapılabileceği ve iyi kullanılabildiği zaman Türkiye'ye sağlam bir zemin sunan Lozan'ın 16'ncı maddesidir (7). Bu maddeye göre ilgili taraflardan biri olan Türkiye'nin iradesinin varlığı bir zorunluluktur. Bu irade olmaksızın Paris İtalyan Barış Andlaşması imzalanmış ve yürürlüğe sokulmuştur. Türkiye'nin iradesine yer verilmediği için olsa gerek, Meis Adası ve bitişik adacıkları(8) Yunanistan'a devredilmiş; Andlaşmanın 43'üncü maddesini düzenleme gereği ortaya çıkmıştır.

Tabi ve Bitişik Adacıklar

Lozan Barış Andlaşması’nın 15’inci maddesiyle Türkiye egemenliğinde bulunan ve ismen sayılan 13 ada ve tâbi adacıkları ile Meis Adası İtalya'ya devredilirken, Paris İtalyan Barış Andlaşması’nın 14’üncü maddesinin birinci fıkrası ile Meis dâhil ismen sayılan 14 ada ve bitişik adacıkları Yunanistan'a devredilmiştir. İki ayrı andlaşmanın aynı egemenlik devri amacıyla kullandığı terimlerin ifade olarak farklı olduğu görülmektedir. İtalya, hukuken geçerli bir şekilde egemenliğini devraldığı ada ve adacıkları Yunanistan'a devredebileceğinden, bitişik adacıklar terimi tâbi adacıklar terimi ile sınırlı bir hukuki etkiye sahip olabilecektir.  Sonuç olarak diyebiliriz ki Türkiye'nin rızası alınmadan ve iradesi olmadan İtalya’nın Yunanistan’a devredebileceği ada, adacık ve kayalıklar; Türkiye'nin Lozan Barış Andlaşması ile İtalya'ya devrettiği ülke kesimleri ve Meis Adası’nın bitişik adacığı olmayan Karaada ve Fener Adası hariç 4 Ocak 1932 Türk–İtalyan Sözleşmesi’nin İtalya'ya devrettiği ülke kesimleri olacaktır (9).

Sonuçlar

  • Karaada ve Fener Adası, Meis gibi Anadolu'nun güney sahillerinin doğal uzantısı üzerinde yer alan müstakil iki ada olup Meis Adası'nın tâbi veya bitişik adacığı da değildir. 
  • Türkiye ile Yunanistan arasındaki egemenlik sorununun resmiyet kazandığı 31 Ocak 1996 tarihi itibariyle Karaada gayrimeskûn olup üzerinde hiçbir egemenlik tasarrufu bulunmamakta idi. Fener Adası üzerinde Osmanlı döneminden beri işletilmekte olan bir fener tesisi mevcut olup bugün Yunanistan'ın tasarrufunda işletilmektedir. 
  • 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi ile Karaada ve Fener Adası'nın egemenliği İtalya'ya devredilmiştir. Sözleşmenin 10 Mayıs 1933 'te yürürlüğe girmesi ile ülke devrinin esas unsuru olan devir andlaşması tamamlanmıştır. Ancak devralan devlet olan İtalya, devredilen ülke kesimleri olan Karaada ve Fener Adası üzerinde hiçbir zaman fiilen egemenlik tesis etmediğinden, tartışmalı da olsa devir işlemi tam olarak gerçekleşmemiştir. 
  • Yunanistan'ın Kasım 1995'teki iskân uygulamasına Karaada ve Fener Adası'nı dâhil etmesi ve bazı oldubittilerle adalarda fiili durum üstünlüğü oluşturma gayretleri, bu iki ada üzerinde ciddi egemenlik tereddütleri olduğuna ilişkin kanaati kuvvetlendirmektedir. 
  • Karaada üzerinde daha kuvvetli olmakla birlikte, Türkiye'nin Fener Adası ve Karaada'ya yönelik egemenlik pozisyonu, Ege'de egemenliği andlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş gayrimeskûn ada, adacık ve kayalıklar kadar kuvvetli değildir. Bununla birlikte, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının paylaşımı mücadelesinde Türkiye inisiyatif kaybeder, gelişmeler Türkiye aleyhine bir seyir izler ve yapılacak ikili ve/veya çok taraflı müzakerelerde Meis'e önem atfedilebilecek bir durum ortaya çıkarsa; Türkiye, Karaada ve Fener Adası üzerindeki egemenlik iddiasını gündeme getirmeli ve Yunanistan'a karşı kullanmalıdır. Karaada ve Fener Adası'nın Türkiye'nin egemenliğinde kalması durumunda, Doğu Akdeniz'de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin paylaşımında Meis Adası'nın herhangi bir etkisinin olabileceğini söylemenin mantıklı bir hukuki izahı olamayacaktır.

 

KAYNAKÇA

(1) Sertaç Hami Başeren, "Ege'de Ada, Adacık ve Kayalıkların Uluslararası Andlaşmalarla Tayin Edilen Hukukî Statüsü", Ege'de Temel Sorun, (Yayına Hazırlayan) Ali Kurumahmut, Ankara 1998, sayfa 82.  

(2) Sevin Toluner, Milletlerarası Hukuk Dersleri, Baskı IV, İstanbul 1989, sayfa 8.  

(3) Girit'in 19 mil güneyindeki Gavdos Adası'nın kuzeybatısındaki adacık.  

(4) Doğal olarak oluşmuş olmak ve bütün yıl boyunca su sathı üzerinde kalmak şartıyla.  

(5) Madde 121.

(6) Tâbi kavramına karşılık İngilizce ve Fransızca metinlerde "dependent" kelimesi mevcuttur.

(7) Türkiye hakimiyetinde bulunan ve egemenlik devrine konu olan ülke kesimleri, Lozan Barış Andlaşması'nın birinci bölüm, birinci kısım hükümleri (madde 2-22) ile düzenlenmiştir. Lozan'ın 16'ncı maddesi Ege Adaları ve Meis gibi egemenlik devrine konu olan ülke kesimleri ile ilgili genel nitelikli ve birinci kısım hükümlerinin bütününe şamil ortak bir düzenleme getirmektedir. Bu madde, "Türkiye, işbu Andlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu Andlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların geleceği (kaderi), ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir. ..." hükmünü düzenlemektedir. Bu maddede iki husus önem arz etmektedir. Birincisi, Türkiye'nin egemenliğini devrettiği ülke kesimleri üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçtiğini kabul etmesidir. İkincisi ise, egemenliğini devrettiği ülke kesimlerinin geleceğinin ilgililerce düzenlenmiş veya düzenlenecek olmasıdır. Birinci nokta esas alınarak, Türkiye'nin, Lozan'dan sonra, egemenlik devrine konu olan ülke kesimleri ve bu bağlamda Menteşe Adaları bölgesinde ismen sayılan 13 ada ve tâbi adacıkları ile Meis Adası üzerinde hiçbir hak iddia edemeyeceği ileri sürülebilir. 16'ncı maddenin sadece lâfzına bakıldığı zaman böyle bir iddianın haklılık payı görülmektedir. Ancak, unutulmamalıdır ki Türkiye, Lozan'a Sevr Andlaşması'nı reddederek gelmiştir. Genel nitelikli bir toptan feragat hükmü Sevr'in 132'nci maddesinde vardı. Başlangıçta Lozan'ın 16'ncı maddesi 132'nci maddenin muadili olarak hazırlanmıştı. Türkiye'nin itirazları sonucu değiştirilen ve Lozan Barış Andlaşması'nın 16'ncı maddesinin ilk taslağında da Sevr benzeri bir feragat hükmü vardı. 16'ncı maddeye tekabül eden Andlaşma tasarısının ilgili maddesinde; "Türkiye, ... Egemenliklerini devrettiği ülke kesimleri üzerinde ilhak, istiklal veya herhangi bir idare şekli hakkında esas kabul edilen veya edilecek olan bütün kararları kabul ve tasdik eder." şeklinde bugünkü Türkçe ile ifade edilebilecek bir hüküm mevcuttu. Buna göre egemenlik devrine konu olan ülke kesimleri, bu bağlamda Lozan'ın 15'inci maddesi ile düzenlenen Menteşe Adaları bölgesinde ismen sayılan 13 ada ve tâbi adacıkları ile Meis Adası'na ilişkin ileride alınacak kararları Türkiye'nin peşinen tanımış olması isteniyordu. Bu durumda Türkiye bu ülke kesimleriyle ilgili olarak hiçbir zaman söz hakkına sahip olamayacaktı. Diğer bir ifade ile Paris İtalyan Barış Andlaşması, Türkiye âkit devletler arasında yer almadan ve Türkiye'nin mütalaası bile alınmadan imzalanabilecek; Lozan'a ilaveten 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile İtalya'ya devredilmiş olan ada ve adacıklar ve bu bağlamda Karaada ve Fener Adası Yunanistan'a devredilebilecekti. Bu nedenledir ki Türkiye, 16'ncı maddenin ilk şekline itiraz etmiştir. Bu düzenleme değiştirilip 16'ncı madde nihai şeklini alıncaya kadar Lozan Barış Konferansı'nda çetin tartışmalara yol açmış ve hatta görüşmelerin kesilmesine neden olmuştur. Böylece Türkiye'nin Ege Adaları, Meis ve Kıbrıs'ın geleceğine ilişkin haklarını gasp edecek olan hükmün tasarıdan çıkarılması sağlandı ve 16'ncı madde bugünkü halini aldı. Türkiye, Lozan Barış Andlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra, 16'ncı maddede sözü edilen ilgililerden biri, daha doğru bir ifade ile birinci öncelikli ilgili devlet olarak, egemenliğini devrettiği ada ve adacıklar ile diğer ülke kesimlerinin geleceği konusunda söz hakkına sahip olacağını saklı tuttu. Türkiye'nin sahip olduğu bu hak ihlal edilerek Paris İtalyan Barış Andlaşması akdedildiğinden, anılan andlaşmanın 43'üncü madde düzenlemesine zorunlu olarak yer verilmiştir.  

(8) 0rijinal İngilizce metinde kullanılan ifade the adjacent islands şeklindedir.    

(9) 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi ile Meis'e tâbi/bitişik olarak kabul edilebilecek çok sayıda adacık ve kayalık ile Meis gibi müstakil adalar olan Karaada ve Fener Adası üzerindeki İtalyan egemenliği Türkiye tarafından tanınmıştır.  

Bu yazı 1421 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
    denizhaber.com